29 Mayıs 2015 Cuma

ARABAYLA GÜNEYDOĞU ANADOLU TURU-1

Bahanesiz gezmek olmaz. Hele evliyseniz...
Konkimin (aslı kanki idi, ama işyerindeki ihtiyar amcamız konki diye telaffuz edince öyle kaldı) oğlunu acemi birliği için İzmir'e teslim etmiştik. O gün "inşallah usta birliğinde de seni ziyarete geliriz" demiştim.
Usta birliği Siirt'e çıktı. Neredeyse 10 aylık asker. Bitmesine iki aydan biraz fazla kaldı.
Erkek adam sözünde durur.
Hatundan "askerdir, gariptir, sevaptır" diyerek gönülsüzce de olsa izni kopardık.
Bize konkimin hemşehrisi ve benim de arkadaşım olan Ömer de katıldı.
Üç kişi olduk. Hep söylerim "üç kişi iki kişiden ve dört kişiden iyidir".
Yolculuk için çalışmalara zaten başlamıştım. Gidiş ve dönüşümüzü en verimli şekilde ayarlamaya çalıştım. Madem bu kadar kilometre yapacaktık, öyleyse değmeliydi buna.

Askerin çarşı izni yok. Malum orası Siirt ve riskli bir il.
Siirt'e varışımızı Pazar gününe ayarladım. Böylece sabit günümüzü pazara getirmiş oldum, Pazar, turistik yerlerin en kalabalık olduğu gün... Kalacağımız otellerde rezervasyonları yaptım. Erkek erkeğeyiz, üç kişilik odalar, ortalama oteller... Para yolda lazım. Uyumaya fazla para vermeye gerek yok.

Neyse biz bir yola koyulalım, yolda anlatırım size ayrıntıları...

1. gün (İstanbul-Gölbaşı-Kayseri-Döngel Mağarası-Kahramanmaraş)
14 Mayıs 2015 Perşembe
Çarşamba günü Perşembe gününe bağlayan gece... Saat 02:00
Yola çıkıyoruz. Konki biraz uyudu. Ben uyuyamadım. Ömer'i evinden alıyoruz. Arabanın kilometresini sıfırladık. Motor kilometresini değil tabi ki :)

Hedefimiz kahvaltımızı Ankara Gölbaşı'nda Mogan Gölü kıyısında yapmak. Otoban üzerinden gidiyoruz. 120'yi geçmeyeceğiz. Radar riskini azaltırız ve de yakıt az yakarız.
Sabah namazı molası... Highway tesisleri..
Yola devam... Gün doğuyor usulca...

Sabah Gölbaşı içinde bir pastahaneden sıcacık poğaçalar alıyoruz. Belediyenin Mogan Park tesislerine giriyoruz. 6 tl araba giriş ücreti...
Keşke girmeseydik... Çay içeceğimiz tesisler açılmamış... Tamam sabahın körü ama, çay zaten ne zaman içilir ki?
Kuru kuruya yiyoruz poğaçalarımızı... Göldeki ördek ve kuşlarla paylaşıyoruz kahvaltımızı.

Yola devam.... İstikamet tarihi Çeşnigir Köprüsü....
Sırf bu köprü için bu yolu tercih ettim. Yoksa normal yolumuz Ankara-Kırıkkale-Kırşehir üzerinden Kayseri olacaktı...
Güzelim Beynam yolu üzerinden Bala'yı geçip bu güzel köprüye ulaşıyoruz.
Çeşnigir Köprüsü, Kırıkkale'nin Karakeçili ilçesi ile Köprüköy beldesi arasında, Kızılırmak Nehri üzerinde Büyük Selçuklu Devleti zamanında yapılan tarihi bir köprü…
Timur Ankara Savaşına giderken bu köprüyü kullanmış… Yavuz Sultan Selim de Mısır seferine giderken köprüyü yenilemiş.
Köprünün çok büyük bir kemeri ve efsanesi var. Bu kemer, yapıldığı dönemde yapanlar tarafından bir türlü tutturulamamış ve bu yüzden, zamanın hükümdarı, bir sefere giderken, köprüyü kullanmayıp, Kızılırmak’ın sığ bir yerinden karşıya geçerek yoluna devam etmiştir. Ancak, köprünün ustalarına, dönüşüne kadar köprünün tamamlanmasını emreder. Ustalar, defalarca uğraşırlar ve yine kemeri tutturamazlar ve köprü yıkılır. Bu sırada, Hıristiyan bir Rum mimar, köprünün yıkılmaması için bir gece sabaha kadar Allah’a dua ederek yalvarır. Bu arada rüyasında kızı ile oğlunun kurban edilip onların kanı ile yoğrulan iki taşın köprüye konulması halinde büyük kemerin tutturulacağı ve köprünün yıkılmayacağını görür. Bunun üzerine,  Rum mimar, kızı ve oğlunu kurban eder ve onların kanı ile yoğrulan taşları, köprünün büyük kemerine yerleştirir ve böylece köprü yıkılmaz. Bu iki kanlı taş, günümüzde de köprü üzerinde görülmektedir.

1989 yılına kadar araç trafiğine açık olan köprü Kapulukaya Barajı'nın yapımından sonra, su seviyesinin yükselmesi sebebiyle kullanılamaz duruma gelmiş ve araç trafiğine kapatılmış.
Fazla vaktimiz olmadığı için çok duramıyoruz. Beş-on dakika kadar köprüyü temaşa eyleyerek soluklanıyoruz.
Yola devam... Normal planda Kırşehir ziyareti var. Aeaç içinde kısa bir toplantının ardından Kırşehir ziyaretini dönüşe bırakıyoruz. İstikamet doğruca Kayseri. Sırf pöç yemek için uğrayacağız mantı diyarına...
Kaman üzerinden Kırşehir'e varıp Kayseri yoluna devam ediyoruz.
Saat 11:30 gibi Kayseri'deyiz. Yol çalışması adresimize ulaşmamızı geciktiriyor ve nihayet pöçle buluşuyoruz.
Pöç, Ömer'in bizi tanıştırdığı ve aklımıza soktuğu bir yemek.
İsmi korkutmasın, güzel bir yemek. Pöç, dananın kuyruğu... Pişirmesi zahmetli ama çok şifalı bir yemek... 
İnternetten mutlaka araştırın, Youtube'da sizi Kayseri'ye pöç yemeye gitmeye ikna edecek videolar var.
Pöçüne kavuştu Ömer....
Sulu ve içinde üç adet pöç olan bu tabak 12 TL, pilav ile birlikte 14 TL...

Yola devam... Pınarbaşı'nda yakıt ikmal... Ve öğle namazı molası...
850 km yapmışız ve ibrede iki çizgi daha gösteriyordu. Aferin bize... Yavaş giden arabanın yakıtı seyrek azalırmış.
Pınarbaşı'ndan Maraş yoluna sapıyoruz. Coğrafya kendini belli ediyor. Sarız ve Göksun üzerinden yola devam ediyoruz.
Toroslar iklimi değiştiriyor. Sıcaklık 14 dereceye düştü. Yağmur çiseliyor.
Evlerin çatısı hep sac-galvaniz. Kiremit çatı yok. Kar yağışı yoğun buralarda anlaşılan.

Hedefimiz Döngel Mağarası ve şelalesi...
Maraş'a doğru Göksun'u geçince Tekir kasabasına varıyorsunuz. Biraz daha yol alınca sola doğru Döngel mağarası tabelasını görüyorsunuz.
Mağarasının Maraş şehir merkezine uzaklığı 57. km. Döngel Mağarasının içerisinden Döngel Çayı büyük bir çağlayan yaparak akıyor. İçindeki dikitlerden dolayı yöre halkınca Direkli adıyla anılıyor.
Dünyanın 8. harikalığına aday bir yer... Tekir'den batan büyük bir su kütlesi çağlayanlar halinde bu mağaralardan çıkar. Döngel çayının çıkış noktası…
Üst üste ve birbirine bağlı olmak üzere üç mağaradan meydana gelmekte. Mağaranın tabandan tavana kadar olan yüksekliği 102 m…
Dünyanın en eski anatanrıça heykeli burada bulunuyor.
Tekir-Döngel Hidroelektrik Santrali de burada kurulmuş…
Bu köprüden su içinde ileriye doğru ilerleyip şelalenin ve mağaranın altına ulaşabilirsiniz.
                                      




Mağaraya ulaşmak için köyün içinden geçip yolu bitirmeniz gerekiyor. Bakımsız bir yer.
Yönlendirici tabelalar yok. Mağaraya çıkan yol ve merdivenler harap....
Ama manzara süper... Aşağısı da yukarısı da çok güzel...
Buraya kesinlikle 5-6 saat ayrılmalı... Köprünün altından dere içinden geçerek şelalenin altına ulaşmak lazım. Asıl manzara orada.
Bir daha gelme bahanem olsun.

Yola devam... İstikamet Kahramanmaraş... 
Günü burada bitireceğiz. Burada konaklayıp sabah erkenden Halfeti'ye doğru yola çıkacağız.

Saat 17:00 gibi Maraş'tayız. Hemen otelimize varıp önüne arabamızı park ediyoruz. Odamızı görelim, içimiz rahat gezelim şehri.
Otel Büyük Maraş... Lokasyonu çok iyi. Şehrin merkezi.. Hayatın aktığı Trabzon bulvarının dibinde...
Üç kişilik odada toplam 150 tl ödüyoruz.

Şehir yürüyerek gezilir. Kaybolacaksın biraz. Kaybolmadan bulamazsın şehri.
Bilinçli kaybolmak üzere adımlıyoruz.
Arasa Camiinde ikindiyi kılıyoruz. Meydandan Bayrak Olayı heykelini, Ulu Camiyi ziyaret ederek kaleye çıkıyoruz.
Arasa Camii

Arka planda kale görünüyor

Arasa Camii

Bayrak Olayı Heykeli...
 Şehri işgal eden Fransızlar kalede asırlardır dalgalanan bayrağı indirir. Cuma namazında Hocaefendi, bayraksız bir yerin işgal altında olduğunu ve hür olmadığı, dolayısıyla böyle bir yerde Cuma namazı kılınamayacağını söyler ve halkı mücadeleye davet eder. Maraş'ın kahraman direnişi böyle başlar işte.
Ulu Caminin zarif minaresi...

Kaleden Ulu cami ve Taş Medrese


Kale manzarası çok güzel... İçeride park ve tesisler var. Şehrin kaleden manzarası çok hoş.
Kaleden inip tekrar şehirde adımlıyoruz. Karnımız acıktı. Geleneksek Maraş yemekleri yapan lokanta yok gibi, Bir tane buluyoruz, yemek çıkmıyormuş her gün.
Ne yapalım. Tantuni yiyelim. Tıka basa ikişer tantuni yiyoruz.
Akşam namazı yine Arasa Camiindeyiz.
Şimdi hedef, meşhur Maraş dondurması... Mado markasını doğuran Yaşar pastahanesindeyiz. Mekan ve ambians çok güzel... tarihi objeler...

Dondurma, dondurma yani... Fazla söze gerek yok.
Uykumuz geldi. Yatsıyı Arasa Camiinde kılarak doğru yataklarımıza koşuyoruz.

Sabah dörtte kalkıp yola çıkacağız.

Günün özeti:
1- Kayseri daha önce gezdiğim yer olduğu için aklımda sadece mantı yememenin acısı kaldı.
2- Maraş çok güzel bir yer. Doğası harika... Ülkemizin en sulak yerlerinden biri. Yayla şehri...
Mutlaka buraya 2-3 gün zaman ayırıp geleceğim. Yaylalarda oksijen depolamam lazım.
3- Planlı olmak ne güzel...

1.gün yol güzergahımız

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Günübirlik ELAZIĞ

Gezi tarihi: 21 Nisan 2015 Salı
Hatun'la bir iki ay öncesinden bilet alıp kararlaştırdığımız günübirlik kaçamaklardan biriydi Elazığ.
Agah okulda olacaktı gün boyu, Şevval de kayınvalidede.

Sabah 06:50 Pegasus uçağıyla Sabiha Gökçen'den havalanıyoruz. Gayet rahat bir uçuşun ardından saat 08:20'de Elazığ'dayız. Hava bulutlu. Yağmur sürpriz olmayacak.

Havalaanında kiralık arabamızı alıyoruz. Ver elini doğru Harput.
Havaalanından Harput arabayla 10-15 dakika sürüyor. Harput, Elazığ merkezden 6 km uzaklıkta, yüksekçe bir yer. Elazığ'ı doğurmuş ama şimdi kendisi Elazığ'ın mahallesi...
Harput yolundan Elazığ

Harput  isminin  ilk  hecesi  olan  Har, taş  (kaya) anlamına,  son  hecesi olan  put   (berd) ise   kale  anlamına  geliyor.  Taş  Kale  anlamında yani.
İlk yerleşim yeri Harput. Daha sonra yerleşimler bugünkü Elazığ şehrine doğru kayıyor.
Şehrin adı, Sultan Abdülaziz'in şehrin kurulmasına ve imarına katkılarından ötürü, "mamüratülaziz" (Aziz'in imar ettiği yer” olmuş. Telaffuzunun zorluğundan dolayı halk tarafından Elaziz söylenegelmiş.

Atatürk'ün  1937  yılında  şehre  teşrifleri  sırasında Atatürk'ün teklifi ile "Azık  İli"  anlamına  gelen  "ELAZIK" adı  verilmiş, bu  isim  daha  sonra  "ELAZIĞ"a dönüşmüş.
Gazi Paşa, anlayacağınız böylece hem halkı bir telaffuz zorluğundan kurtarmış, hem de yeni cumhuriyetimizi, Osmanlı'yı hatırlatan eskinin bir izinden kurtarmış. Bir taşla kaç kuş?

Elazığ demek, aslında Harput demek. Çünkü Elazığ'ın kendisi yeni bir şehir. Şehir merkezinde öyle çok vakit ayırmaya değecek yerler yok.
Gezimiz Harput ağırlıklı olacak anlayacağınız.
Karnımız aç. Arabamızı Balakgazi Parkına bırakıyoruz. Balakgazi tesislerinde kahvaltı yapacağız. Bu tesis lezzeti ve şehir ile baraj gölünü kapsayan manzarası ile meşhur. Ayrıca hemen yanında Balakgazi'nin at üstündeki heykeli var.
Balak Gazi Harput için önemli bir tarihi şahsiyet. Belek Gazi diye de isimlendirilen müslüman bir Harput hükümdarı. Selahattin Eyyubi ile kıyaslayanların olduğunu söyleyeyim, siz düşünün artık.



göme


patila

Kahvaltı on numara. Kavurma etinden yapılan göme isimli böreği ve patila denilen gözlemeleri ile çok doyurucu.
Şimdi artık yediklerimizi eritme zamanı. Hava da yağmuru geciktirerek bize hadi diyor.
Harput'u gezmek istiyorsanız kesinlikle yürümelisiniz. Öyle göz korkutucu bir yer değil. Topu topu 5-6 km en fazla.
Her yer cami, türbe ve tarihi eser kalıntılarıyla dolu... Keşke daha iyi korunabilseymiş. Ama içinde doğal yaşamın sürdüğünü görmek insana keyif veriyor.
Evet, her yer türbe... Derler ki: “Harput’ta 49 tane, kutsal insan türbesi/yatırı varmış. Bunların sayısı 50 olsa, Harput, kutsal yer olarak kabul edilecekmiş."
Burada ölsem sayı tamamlanır hani.
Alacalı Cami, Ağa Cami ve Kurşunlu Camiinden geçerek meşhur Arap Baba türbesine varıyoruz. Belki de Harput'un en meşhur yeri burası.
Arap Baba büyük velilerden. Efsaneye göre kıtlık olunca halktan biri gördüğü rüya üzerine Arap Baba’nın türbesine girer ve başını kesip dereye atar. Bu sefer yağmurlar sel olacak şekilde yağar. Tekrar başı naaşının yanına getirince yağmurlar normale döner.
Arap Baba'yı asıl meşhur eden şey ise, çürümeyen bedeni. Camekan içerisindeki bedeni önceden ziyaretçilere gösteriliyormuş. Ama artık yasssaak kardeşim.. 
Diz çöküp türbe içinde duamızı ediyoruz.

Türbeden Harput evine yürüyoruz. En rüzgarlı yer burasıydı ve yağmur hafif atıştırmaya başlıyor.

Hemen ardından kaleye doğru yol alıyoruz. Harput kalesi...
Kale bakım altında ve kazı çalışmaları devam ediyor. Önünde şantiye görüntüsü çirkinlik meydana getiriyor. Aşkımızı yine kazımışız tarihi taşlara...Sevgili isimleri dolu tarihi taşların üzeri... Öküz bile aşkını daha güzel ifade ediyor yahu..
Kale virane ama görkemli.. Seyir manzarası çok hoş.. Şehri ve baraj gölünü izleyebilirsiniz. Çıkışı göze alın, çok yorucu değil.
Kale ile ilgili iki rivayeti de aktarayım sizlere:
Urartular tarafından yaptırılan kale aynı zamanda Süt Kalesi olarak biliniyor. Rivayete göre kalenin inşası döneminde yaşanan kuraklık nedeniyle su kullanılamaz ve o yıl hayvanların sütleri bol olduğu için harcında süt kullanılır.

Diğer bir efsaneye göre; kalenin pek çok dehlizi vardır. Bu dehlizlerden birinde, güzeller güzeli bir kız yaşarmış. Ancak, büyülü olduğundan, sürekli kendisi için yaptırılan bir altın köşkte uyurmuş. Sadece yılda bir kez uyanırmış. “Süt kalesi yıkıldı mı? Katırlar kuzuladı mı? Dere hamamının yerinde yeller esiyor mu?“ diye sorar, sonra yeniden uykuya dalarmış. Eğer bu sayılanlar gerçekleşirse: Harput yıkılacak, kıyamet kopacakmış. Bazı kişilerin bu kızın sesini duyduğu kulaktan kulağa söyleniyormuş.





Kaleden inip Meryem Ana kilisesine yol alıyoruz. Eski bir Süryani kilisesi.. Bugün sadece boş mekanı mevcut. Ama yılın belli döneminde Süryaniler burada ibadetlerini yapıyorlar.
Kiliseden çıkıp yürüyüşümüze devam ediyoruz. 
Eğik minaresi ile Ulu Cami çok güzel bir manzaraya sahip. Minaresinin eğri durumda oluşu ve tuğlalarının süsleme ögesi olarak kullanılması bakımından ilgi çekici.
Ulu cami ile ilgili bir efsane var. Şöyle ki: Ulu caminin bahçesinde, bir kandil gecesi iki arkadaş otururken, birisi diğerine “caminin bahçesinde, mihrabın hemen önünde bulunan dut ağacının eğilip kalktığını, yani secde ettiğini” söyler. Diğer arkadaşı ise, hayretler içinde: “Ben de caminin minaresinin eğilip kalktığını gördüm” der. İki arkadaş, korku içinde oradan uzaklaşırlar. Böylece minare ve ağacın sırları ortaya çıkmış olur. O günden beri, ağaç ve minare, secde edercesine eğik dururlar. Hatta minare, birkaç kez onarılarak düzeltilmiş, ancak tekrar eğilmiş.

Ulu Caminin hemen yanında Şefik Gül Kültür evi var. Açık olsaydı güzel bir ziyaret noktası olacaktı. Harput kültünü somut olarak görebileceğiniz bir ev. Cuma, Cumartesi, Pazar ve Çarşamba günleri saat 10 ile 17 arası açık.
Mansur Baba türbesi ile Meydan Cami kalıntısını ve Sara Hatun camisini gördükten sonra tekrar arabamızın yanına varıyoruz. Bakkaldan hanım çilek ve portakal alıyor.
Mansur Baba türbesi
Harput yürüyüş rotamız

Şimdi hedef Buzluk mağarası... Harput'a 5 km mesafede. Eskiden Harput'un soğuk hava deposuymuş.
Braj gölü manzarası nefes kesiyor. Mağara pek belirgin değil.. Güzel bir çalışma yapılması gerekiyor.

Tekrar Harput'a dönüyoruz ve hemen vakit kaybetmeden Keban barajına doğru yola çıkıyoruz. Şehir merkezinden geçerek Keban yoluna çıkıyoruz. Cip ve Poyraz üzerinden giderek Keban'a varıyoruz. Elazığ merkez-Keban yaklaşık 50 km.
Keban'a girmeden hemen solda Çırçır şelalesinde mola veriyoruz. Burası dünyanın en genç doğal şelalesi. Keban barajı sonrası oluşan bir doğal şelale.
Heybetli sesi ve muhteşem görüntüsüyle hemen yanı başındaki alabalık çiftliği tesisinde yemek yiyoruz. Elazığ ülkemizin alabalık üretim lideri...
Bu restoranda sadece alabalık var. Ama 25 çeşit yemek var. Köftesinden kebabına...
Köfte ve kebap tarzı uydurma şeyler hoşumuza gitmedi. Tadı yok.
Ama klasik alabalık ve kavurma-soteleri enfes...



Öğle namazımızı tesislerin mescidinde kılıyoruz.
Buraya kadar gelip de Keban ilçesini görmeden olmaz. Çırçır şelalesinden hemen 1 km sonra Keban ilçesi... Merkezden geçerek köprüye kadar varıyoruz. Baraj tribünleri buradan çok rahat görünüyor.
Keban baraj gölü Atatürk barajından sonra ülkenin ikinci en büyük yapay gölü. Doğal göllerle bir arada sıralandığında Van Gölü, Tuz Gölü ve Atatürk Baraj Gölü'nün ardından 4. sırada yer alıyor.
Keban barajı ise dünyanın 4. büyük, Türkiye'nin en büyük barajı...
baraj inşaatında çalışan işçiler anısına dikilen anıt saat


Tekrar geri dönüp Keban ilçe merkezinden geçerek dönüş yolumuza koyuluyoruz.
İstikamet Hazar Gölü.
Elazığ merkezden geçip havaalanı-Diyarbakır yoluna giriyoruz.
Hazar Gölü Elazığ'a 22 km uzaklıkta... Hazarbaba ve Mastar dağları arasına sıkışmış tektonik bir göl. Uzunluk 22 km, genişlik 6 km…
İçerisinde batık bir şehir keşfedilmiş.
Plajları ile halkın yüzdüğü bir göl. Su sporları bu gölde çok revaçta..
Göl kıyısındaki Sivrice ilçe merkezine giriyoruz. Burası Elazığ'ın sayfiyesi konumunda. Önünde göl, arkasında kayak merkezi Hazarbaba dağı...
Elazığ, baraj gölleri ile iklimi değişiklik göstermeye başlamış bir şehrimiz.
Sivrice'de göl manzarası için Öğretmenevine gidiyoruz. Hava soğuk. Fazla duramıyoruz. Vaktimiz de azalıyor. Nefis göl manzarasında çayımızı içip kalkıyoruz.

İstikamet şehir merkezi... Arabamızı şehrin kalbinde yer alan İzzet Paşa Camii yakınındaki bir otoparka bırakıyoruz. Burası tarihi bir cami olmasa da Elazığ'ın merkezi olmuş bir yer. Vakfıyla birlikte Elazığ'a etkisi büyük.
İkindi namazımızı burada kılıp hemen alışveriş için kapalıçarşıya gidiyoruz. Caminin karşısındaki vilayet binasının arkasında bulunuyor kapalıçarşı... Hediyelik bir şeyler alacaksanız, burası en doğru adres..
Sakatattan tutun da Elazığ'ın meşhur orcik (pestil sucuk) ve Ağın leblebisine kadar her şeyi bulabilirsiniz.
Eve eli boş gitmek olmaz. Biz de cebimizi boşaltıp elimizi dolduruyoruz.
Ağın leblebisi gerçekten çok farklı... Güzel bir aroması var.

Tekrar Harput yolundayız. Akşam yemeğini burada yiyeceğiz. Elazığ merkezde yöresel yemek yapan yer yok gibi. Zaten Elazığlılar yemek yemek için Harput'u tercih ediyor.
Biz de Gakkolara uyalım.
Bu arada gün boyunca 15-20 kişiyle muhabbet etmişimdir. Dikkatimi çeken şey, muhabbetin hemen ikinci cümlesi sizin işinizi sormak oluyor. Garibime gitti doğrusu.
Yemek için tercihimiz Ensar Et Lokantası. Meşhur olduğu içerisinin kalabalığıyla meşhur oluyor. Diğer restoranlar garip kalıyor müşteri yönünden. Burası Pirzolacı Yusuf Usta olarak meşhur. Elazığspor buranın etlerini yiyerek şampiyon oldu diyormuş Gakkolar...
Tarihi Sara Hatun Camisinin yanındaki Cemşit hamamı restore edilerek restorana dönüştürülmüş.
Fileto şiş ve Harput kebabı yiyoruz. Tek kelimeyle enfes. Neden bu kadar ilgi gördüğü ortaya çıkıyor.
Bunlar et işini biliyor doğrusu.


Yemek sonunda Dolanger isimli yörenin tatlısını yiyoruz. Çok hafif ve harika...

Akşam namazını hemen yanındaki Sara Hatun camiinde kılıp kahve için geri dönüyoruz. Elazığ'ın meşhur kahvesi çedene kahvesi. Antep'te içtiğim menengeç kahvesinin buradaki ismi bu...



Vakit iyice daraldı. 21:30 uçağıyla döneceğiz. Elveda güzel Harput!

Havaalanına doğru yola çıkıyoruz. Havalaanında arabamızı teslim ediyoruz.
Günün yorgunluğu bize eşlik ediyor. Ama yüzümüz gülüyor. Hem güzel bir gün geçirdik, hem de özlediğimiz canlara gidiyoruz.
Hatun, bir dahaki yolculuğumuzda en azından Agah da bizimle gelsin diyor.
Dur bakalım, hele ben kazandığım kredileri bir kullanayım tek başıma rahat rahat. 

1 Mayıs 2015 Cuma

Videolarla Pratik İngilizce-10

The Shawshank Redemption -5



A: Every man has his breaking point.
B: Lickety-split. I wanna get home.
C: Just about finished, sir.
   Three deposits tonight.
B: Get my stuff down to the laundry. 
   And shine my shoes. 
   I want them looking like mirrors.
C: Yes sir!
B: It's good having you back, Andy. 
   The place wasn't the same without you. 
D: Lights out!
A: I've had some long nights in stir.
   Alone in the dark with nothing but your thoughts.
   Time can draw out like a blade.
   That was the longest night of my life.
------- --------
A: Every man has his breaking point.
  (Herkesin bir kırılma noktası/dayanma/tahammül sınırı/gücü vardır.)
B: Lickety-split. I wanna get home.
  (Hadi çabuk ol/hadi elini çabuk tut biraz/hadi bitir artık. Eve gitmek istiyorum.)
C: Just about finished, sir.
  (Bitmek üzere/çok az kaldı/bitirmek üzereyim efendim.)
   Three deposits tonight.
  (Bu geceki üç depozit.)(deposit= bankadaki hesaba yatırılan/geçen para/mevduat)
B: Get my stuff down to the laundry. 
  (Elbiselerimi/eşyalarımı çamaşırhaneye indir/götür.)
   And shine my shoes. 
  (Ayakkabılarımı da boya.)
   I want them looking like mirrors.
  (Ayna gibi olmalarını/parlamalarını istiyorum.)
C: Yes sir!
  (Emredersiniz/başüstüne/tabi efendim.)
B: It's good having you back, Andy. 
  (Seni tekrar burada görmek/geri döndüğünü görmek güzel, Andy.)
  (Tekrar aramıza katılmana sevindim, Andy.)
   The place wasn't the same without you. 
  (Burası sensiz olmuyordu/bir şeye benzemiyordu.)
  (Sensiz buranın tadı yoktu.)
D: Lights out!
  (Işıklar kapansın/ışıkları kapatın/söndürün.)
A: I've had some long nights in stir.
  (Hapishanede/kodeste bir kaç defa uzun/geçmek/bitmek bilmeyen gecelerim oldu/olmuştu/geceler geçirdim.)
   Alone in the dark with nothing but your thoughts.
  (Karanlıkta sadece düşüncelerinle bir başına kalırsın.)
  (Karanlıkta yanında düşüncelerinden başka hiçbir şey/kimse olmaz.)
   Time can draw out like a blade.
  (Zaman tıpkı bir bıçak gibi gelir/görünür/acıtır/acı verir.)
   That was the longest night of my life.
  (O gece hayatımın en uzun gecesiydi.)

------- -----
* Lickety-split!
= chop chop! Hurry hurry! Hurry up!
  very fast, very quickly
  at great speed
= acele et, hadi çabuk ol, hadi elini çabuk tut biraz
  çok çabuk, acil, hemen, süratle
  apar topar, aceleyle, derhal
- I put on my socks lickety-split.
  (Çok hızlı bir şekilde çoraplarımı giydim.)
- He ran out the door lickety-split.
  (Aceleyle/kaşla göz arasında kapıdan fırlayıp çıktı/gitti.)
- She tackled the job lickety-split.
  (Vakit kaybetmeden/çok çabuk bir şekilde işle ilgilendi/işi halletti.)
- I took off lickety-split across the lawn.
  (Hızlı bir şekilde/hop diye çimin üzerinden sıçradım/atladım.)
- Grandma slipped on a banana peel so I had to get her to the hospital lickety split!
  (Ananem muz kabuğuna basıp kaydı/düştü, bu yüzden onu hemen/acil/çok çabuk/apar topar hastaneye götürmem gerekti/götürmek zorunda kaldım.)
- At the sound of the starting gun, they were off and running lickety-split.
  (Başlama atışının duyulmasıyla, -yarışmacılar çok çabuk bir şekilde harekete geçtiler/yarışa başladılar.)
- Oh no, I've slept in and my dentist appointment is in 20 minutes... I need to get out the door and into my car lickety-split or I'll be late!
  (Olamaz, uyuyakalmışım ve yirmi dakika sonra dişçide randevum var. Çok çabuk evden çıkıp arabaya binmem/atlamam lazım, yoksa geç kalacağım.)

* wanna
= want to
   contraction of "want to"
= want to'nun resmi olmayan konuşma ve yazışma dilindeki kısaltması
- I wanna get out of here.
  (Buradan gitmek istiyorum.)

* just about
= very nearly, almost, more or less
= hemen hemen, neredeyse, ..mek üzere, aşağı yukarı
- I'm just about finished with my homework.
  (Ödevimi bitirmek üzereyim/bitirmeme çok az kaldı.)
- I've just about had enough.
  (Neredeyse gına gelecek yani!)
- This job is just about done.
  (Bu iş bitmek üzere/neredeyse bitti.)
- I'm just about finished doing the laundry.
  (Çamaşır yıkamayı bitirmek üzereyim.)

* nothing but
= only, just, completely
= ...dan hariç/başka hiçbir şey, sırf, yalnızca, sadece, bir tek
- I can feel nothing but gravity.
  (Sadece yerçekimini hissediyorum/yerçekiminden başka hiçbir şey hissetmiyorum.)
- Jane drinks nothing but milk. 
  (Jane sütten başka bir şey içmez/sadece süt içer.)
- We could see nothing but fog.
  (Sisten başka birşey göremiyorduk/sisten hiçbir şey görünmüyordu.)
- She seems to have nothing but bad luck when it comes to men. 
  (Erkekler konusunda/söz konusu olduğunda şansı hiç yaver gitmiyor gibi sanki.)
- I wish nothing but the best for you.
  (Senin iyiliğinden başka bir şey istemiyorum/dileğim yok.)
- I got nothing but time.
  (Zamandan başka bir şeyim yok/zamanım bol.)
- I have nothing but admiration for people who can speak several languages.
  (Sadece çok sayıda dil bilen/konuşabilen insanlara karşı hayranlık duyuyorum/besliyorum.)
- Dave buys nothing but expensive clothes.
  (Dave yalnızca pahalı kıyafetler alır/giyinir.)
- She thinks of nothing but money.
  (Paradan başka bir şey düşündüğü yok./Aklı fikri para.)
- The story was nothing but lies. 
  (Hikaye baştan aşağı yalan./Anlattığı hikayenin bir satırı/cümlesi bile doğru değil.)
- My car is nothing but trouble.
  (Arabam baştan aşağı problem./Arabamın her tarafı sorunlu/problemli/arıza/sorun çıkartıyor.)
  (Arabam dertten/sorundan başka bir şey değil.)
- That child does nothing but watch TV.
  (O çocuk, televizyon seyretmekten başka hiçbir şey yapmaz/sadece TV izler.)
  (O çocuğun tek yaptığı TV izlemek.)

İngilizce Deyimler ve İfadeler 93

                                                    English Expressions & Phrases


Lickety-split!

= chop chop! Hurry hurry! Hurry up!
    very fast, very quickly
    at great speed

= acele et, hadi çabuk ol, hadi elini çabuk tut biraz
    çok çabuk, acil, hemen, süratle
    apar topar, aceleyle, derhal




- I put on my socks lickety-split.
  (Çok hızlı bir şekilde çoraplarımı giydim.)

- He ran out the door lickety-split.
  (Aceleyle/kaşla göz arasında kapıdan fırlayıp çıktı/gitti.)

- She tackled the job lickety-split.
  (Vakit kaybetmeden/çok çabuk bir şekilde işle ilgilendi/işi halletti.)

- I took off lickety-split across the lawn.
  (Hızlı bir şekilde/hop diye çimin üzerinden sıçradım/atladım.)

- Grandma slipped on a banana peel so I had to get her to the hospital lickety split!
  (Ananem muz kabuğuna basıp kaydı/düştü, bu yüzden onu hemen/acil/çok çabuk/apar topar hastaneye götürmem gerekti/götürmek zorunda kaldım.)

- At the sound of the starting gun, they were off and running lickety-split.
  (Başlama atışının duyulmasıyla, -yarışmacılar çok çabuk bir şekilde harekete geçtiler/yarışa başladılar.)

- Oh no, I've slept in and my dentist appointment is in 20 minutes... I need to get out the door and into my car lickety-split or I'll be late!
  (Olamaz, uyuyakalmışım ve yirmi dakika sonra dişçide randevum var. Çok çabuk evden çıkıp arabaya binmem/atlamam lazım, yoksa geç kalacağım.)